“Ben bir materyalistim ve bilinç, geleneksel anlamdaki materyalizmi çürütmüştür. Fakat benim anladığım türdeki materyalizmi çürütmemektedir.” John Searle
Modern bilinç araştırmaları, içinde yaşadığımız fizik evrenin bilinen kanunları ile bilinçli deneyimlerimiz arasında bir çatışma olduğunu bize dayatmıştır. Bilinç üzerine yeterince düşünmüş ve düşünürken bir noktaya kadar mantıksal algoritmasını ve sağduyusunu kaybetmemiş herkes bu çatışmanın farkındadır. Bunu düşündüren, günlük hayattaki bilinçli deneyimlerimizi veya benzelerini sinir sistemimizin ve beynimizin içinde göremiyor olmamızdır. Beynimiz birtakım hücrelerden ve iyon akışlarından oluşmakta iken deneyimlerimiz ise son derece gerçek yaşantı ve his kesitlerinden oluşur. Bu durum, bilinç problemine bilimsel çerçeveden yaklaşma işini oldukça güçleştiriyor.
Fizik evrende bilinçli deneyimi kesin olarak gösterebilmiş ve
genel-geçer kabul edilmiş bir bilinç teorisi mevcut değildir (İtalyan filozof
Riccardo Manzotti’nin The Spread Mind teorisini daha sonra inceleyeceğiz).
Bilinç eğer var ise, bilimsel anlamda bir mekanda ve zamanda var olmalı ve
orada gösterilebilmelidir. Fakat ne fizikte, ne biyokimyada, ne de nörobilimin
sınırları içinde bilinci “işte burada” diye gösterebileceğimiz bir nokta hala
yok. Bu problem bazıları tarafından “zihinsel olanı fiziksel evrende
gösterememe problemi” veya “zihinsel olanı fiziksel olana indirgeme” şeklinde
ifade edilir. Roger Penrose, “Evrenin yapısına dair fizik kuramımızda, neden
bazı varlıkların bilinç sahibi olup bazı varlıkların bilinç sahibi olmadığını
açıklayacak bir şey bulunmamaktadır.” demişti. Çünkü insan bedenini ve özelde
beynini açıkladığımız Newton mekaniği sınırlarında mutlak determinist bir süreç
hakimdir ve bilinç, zihin, irade gibi kavramlara fizik kuramımızda yer yoktur.
Mevcut paradigmada bilimsel sınırların içinde kalmak istiyorsak, bilinç denen
şeyin varlığını iddia edememe mecburiyetindeyiz. Çünkü önceki yazılarda
bahsettiğimiz üzere, bilinç denen şeyin farkındalığı olmasa, yalnızca nörobilim
ve biyofizik bilgilerimize dayanarak bilincin varlığına ulaşmamız mümkün
değildir. Çünkü nöron = aksiyon potansiyeli ile bilinçli deneyim aynı şey
değildir, beyin ve zihin aynı şey değildir. Elde ettiğimiz bilimsel deliller
dışında başka bilgi kaynaklarından da faydalanmak zorundayız. (Burada
kastettiğim alternatif bilgi kaynağı, akıldır.)
Günümüzde en yaygın kabul edilen bilinç teorisi, bilincin beynin Newtonian
algoritmik haritası, yani nöron bağlantısallığı tarafından oluşturulan bir
fenomen olduğu yönünde. Bunun mümkün olmadığını yukarıda açıklamıştık. Beynin
algoritmik haritasını tek kaynak olarak kullanmamız, bilincin varlığını
inkardır. Ters önerme ile, bilincin varlığı, beynimizin Newtonian
bağlantısallığının ve nöronal materyalinin ötesinde bir şeyler olduğu fikrini
bize dayatır. Özetle saf materyalizm, bilinci açıklamakta yetersiz kalmıştır.
Amerikan felsefeci John Searle, ömrünün büyük bir kısmını
bilinç araştırmalarına ayırmıştır ve bu konuda pek çok yayını mevcuttur. John
Searle’ün bilinç ile ilgili görüşlerini daha sonra ayrı bir yazıda
inceleyeceğiz.
John Searl, Closer the Truth belgesel serisine konuk olduğu
bir bölümde “Ben bir materyalistim ve bilinç, geleneksel anlamdaki materyalizmi
çürütmüştür. Fakat benim anladığım türdeki materyalizmi çürütmemektedir.”
şeklinde bir cümle kurmaktadır. Kendini bir materyalist olarak tanımlayan Searle,
geleneksel materyalizm ile bilinç arasındaki çatışmayı, yeni bir bilinç
anlayışı geliştirerek ya da bilincin varlığını inkar ederek değil, yeni bir
materyalizm anlayışı geliştirerek aşmaya çalışmaktadır. Searle’ün bilinç
bağlamında geliştirdiği materyalizm anlayışının ayrıntılarına başka bir blogda gireceğiz.
Yukarıda adından bahsettiğimiz İtalyan filozof Riccardo Manzotti ise, bilinç problemini açıklamaya çalışırken materyalizmin yetersizliğini ilan etmekte ve kendisini "fizikalist" olarak tanımlamaktadır (Manzotti’nin fizikalizm tanımı, materyalizm dışı ama fiziksel olanın kabulü anlamındadır). Fizik anlayışımızda kusur bulunduğunu ifade eden ve kendi fizik anlayışını revize eden Manzotti, materyalizmin bilinci açıklamakta yüzyıllardır kullanıldığını fakat başarısız olduğunu söyler. Çünkü materyalist bilinç teorisi, beyine dair bilgimizin katlanarak çoğalmasına rağmen bilinci açıklayabilme konusunda hala aynı yerdedir. Bu ise materyalist hipotezin yanlışlığını gösterir. Bu görüşüyle Manzotti, materyalizm dışında fakat bilimin sınırlar içerisinde kalarak bilinç problemine uzmanca bir yaklaşım geliştirmiştir.
İngiliz fizikçi Roger Penrose ise "Bilime aşırı inanan bir insanım." demektedir. Hayatını geleneksel materyalist teorinin bilinci açıklayamadığını ispatlamaya adamış bir bilim insanı olarak Nobel fizik ödülü almıştır.
Beyin araştırmalarımız her gün bizi şaşırtmakta ve bilinç sorununu çözeceğimize dair inancımızı daha da arttırmakta. Tünelin sonundaki ışığa gün be gün daha da yaklaştığımızı düşünüyoruz. Fakat bu durum ne kadar böyle? Beyin fizyolojisinin daha da ayrıntılarını öğreniyoruz, beyine dair bilgimiz artıyor, fakat bu bizi bilincin doğasını anlamaya ne kadar yaklaştırıyor?


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder