Aydınlanmanın belki en önemli filozofu olan
Kant'ın metafizik eleştirileri ve kendi ifadesiyle metafiziği mahkemeye çıkarma
ve yargılama çabası malumdur. Kant'ın Saf Aklın Eleştirisi'nden anladığımıza
göre metafizik, bilimin emin yoluna tarih boyunca girmemiştir ve girmesi de
mümkün görünmemekte. Kant, bazı metafizik nesnelerin akıl tarafından inşasını
"antinomi" olarak tarifler. Bu antinomilerden biri, evrenin ezelden
beri mi var olduğu, yoksa sonradan mı var olduğu meselesidir. Buna göre teorik
akıl her iki seçeneğe yönelik gerekçeler sunar ve kesin bir karara varamaz.
Yani bu soru, antinomiktir, saf aklın sınırları dahilinde cevaplandırılamaz.
Fakat son zamanlarda bazı düşünürler ve
akademisyenler tarafından şöyle bir düşünce dile getiriliyor: 20. yüzyılın
modern bazı bilimsel gelişmeleri, Kant'ın antinomilerini çözüme kavuşturmakta
ve Kant'ın metafiziğe yönelik eleştirilerini yıkmaktadır.
Talha Hakan Alp tarafından 17 Ocak 2021
tarihinde yazılmış bir tweet'te "Müslüman akademisyen/düşünürler
tarafından, Kant’tan itibaren son iki yüz yılda metafiziğe yöneltilen
eleştirilerle yüzleşmeden/hesaplaşmadan ortaya konan varlık, bilgi ve ahlak
felsefelerine güven duyamıyorum. Başarılı olanlarının farkı ya cedel ya retorik
gücüne dayanıyor." deniyordu. Enis Doko'nun bu tweet'e verdiği 18 Ocak
2021 tarihli cevapta ise şöyle deniyordu: "Sayın hocam benim
metafiziğin temelleri kitabının giriş bölümünde Kant'ın eleştirilerine kısmen
değinip cevap vermeye çalışıyorum. Ancak kanaatimce Kant'ı yıkan çağdaş
bilimdir. Sentetik A priori'ye verdiği tüm örnekler 20 yüzyılın başında gelişen
bilim tarafından yanlışlandı."
Enis Doko'nun "Kant'ın sentetik a
priori'ye verdiği tüm örnekler" derken neyi kastettiği kendisi tarafından
açıklanmaya muhtaç gibi. Fakat tahminimce Kant'ın antinomilerini kastediyor ve
20. yüzyıl başındaki bilimsel gelişmelerin Kant'ın antinomilerini
yanlışladığını ve Kant'ı yıktığını iddia ediyor. Evrenin ezelî olup olmaması
ile ilgili antinomiyi yıkan(!) bilimsel gelişmenin de evrenin genişlemesi ve
big bang teorisi olduğunu tahmin etmek güç değil.
2017 Van baskısıyla ve Din Karşıtı Çağdaş
Akımlar ve Deizm başlığıyla basılan “İlahiyat Fakülteleri XXII Kelâm
Koordinasyon Toplantısı Uluslararası Din Karşıtı Çağdaş Akımlar ve Deizm
Sempozyumu Bildiri Metinleri Kitabı”nın 107. sayfasında Mehmet Bulğen’e ait “Kant'ın
Agnostik Antinomileri ve Kelamcıların Kozmolojik Argümanları: Modem Bilim
Açısından Bir Değerlendirme” başlığıyla bir makale yayınlamıştı. Dipnotlardaki
linkten yayına ulaşılabilir.1 Bu metinde Mehmet Bulğen, modern bilimdeki bazı
gelişmelerin Kant’ın antinomilerini çözüme kavuşturuyor göründüğünü savunmaktaydı.
Bilimsel Kozmoloji ve Kant’ın Antinomileri başlığı altında Bulğen, big bang
teorisinin evrenin ezelden beri var olmadığını, aksine sonradan var olduğunu
kanıtladığını, bu vesileyle Kant’ın antinomisini çözüme kavuşturduğunu
savunuyordu. Big bang teorisi tarafından desteklenen evrenin sonradan var
olduğu düşüncesi ise, kelâmî kozmolojideki “alemin hudûsu” görüşünü
destekliyordu. Buna göre modern bilimsel gelişmeler Kant’ı ve onun agnostik
antinomilerini çözüme kavuşturmuş ve kelamî kozmolojiyi haklı çıkarmıştı.
Bu düşünce algoritmasını birkaç gerekçeyle
arızalı bulduğum için bu yazıyı yazmaya karar verdim. Çünkü bilim-felsefe
ilişkisi ve bunun kelâm ile irtibatı meselelerinin yeterince hassas ve dakik
bir metotla ele alınmadığını, daha derinlikli ve etraflı düşünülmüş kuramların
gerekliliğini düşünmekteyim. Yukarıda özetlediğim düşünce algoritmasını,
birbirini takip eden kademeli 3 soru ile eleştireceğim. Bu sorular şunlar:
1- Big bang teorisinin Kant’ın “evrenin ezelî olup olmaması”
antinomisini çözdüğü varsayıldığı takdirde Kant’ın felsefesi Enis Doko’nun
iddia ettiği gibi yıkılır mı?
2- Big bang teorisi, alemin sonradan var olduğunu gösterir mi,
dolayısıyla bu teori Kant’ın “evrenin ezelî olup olmaması” antinomisini Mehmet
Bulğen’in iddia ettiği gibi gerçekten çözmüş müdür?
3- Big bang teorisine ne kadar doğruluk atfedilebilir?
Birinci soruyla başlayalım:
Aydınlanmanın en önemli filozofu Kant’ın en az
Saf Aklın Eleştirisi kadar önemli olduğunu düşündüğüm başka bir eseri daha var
ki, ismi Prolegomena zu einer jeden künftigen Metaphysik, die als
Wissenschaft wird auftreten können, yani “Gelecekte bilim olarak ortaya
çıkabilecek tüm metafiziklere Prolegomena”. Kısaca Prolegomena.
Kant, Prolegomena’nın önsözünde, Saf Aklın Eleştirisi’ni
telif ettiği zaman büyük bir ilgilyle karşılanacağını ve değeri geniş
çevrelerce takdir edilerek ve anlaşılarak hak ettiği saygıyı göreceğini tahmin
ettiğini, fakat şaşırtıcı bir şekilde takdir edilmek şöyle dursun tam tersine sıkı
eleştirilere maruz kaldığını belirtiyor. Herhalde kitabının tam anlaşılmamış
olabileceği ihtimaline yönelik Saf Aklın Eleştirisi’nin hem özeti, hem şerhi
babında Prolegomena’yı yazdığını belirtiyor. Esasında Prolegomena’nın yazılış
amacı, kitabın isminden belli. Kendi zamanında bazı metafizik görüşlerin,
gelecekte bilimin sahasına dahil olarak bilimsel teoremler halinde incelenebileceği
ihtimalini önceden kabul etmiş görünüyor. Fakat bilimin emin yoluna girmemiş
olan diğer bazı metafizikler için iddialarının baki olduğunu belirtiyor.
Sonuçta Kant için metafiziğin hangi konuları içerdiğinden ziyade, aklın
metafiziğe erişim imkanı tartışma konusudur. Öte yandan, delilin butlanı, medlulün
butlanını gerektirmeyeceği için, Enis Doko’nun iddia ettiği gibi Kant’ın
sentetik a priori’ye getirdiği örneklerin çözüme kavuşturulması, bu örneklerin
arkasındaki esas felsefi düşüncenin yıkılacağı anlamına gelmez, bu temel bir
mantık kuralıdır.
İkinci soruya geçelim:
Big bang teorisi, bazı astrofiziksel araştırmalar
sonucu evrenin genişliyor olabileceği ve dolayısıyla bu genişlemenin astronomik
ölçüde kısa bir zaman içindeki astronomik ölçüde genişlemeyi takiben devam
ettiğini akla getirir. 20. yüzyıl öncesi bilimsel paradigma, evrenin ezelden
beri var olduğu veya zamanda bir başlangıcı olmadığı yönündeydi. Bu yüzden
fizikçiler big bang teorisine hızlıca adapte olamamışlardır. Başta Einstein
olmak üzere birçok fizikçi big bang teorisinden duydukları rahatsızlığı dile
getirmiştir. Adına big bang denmesinin sebebi ise, eski paradigmaya bağlı bir televizon
programcısının canlı yayında evrenin genişlemesi hipotezi ile alay etmek
amacıyla “büyük bir patlama” yakıştırması yapmasıdır.
Big Bang teorisi, evrenin nasıl davrandığını evrenin
içinden elde edilen gözlemlerle açıklamaya çalışan bir teori olduğu için,
evrenin dışı ve big bang olmadığı halinde varlığın ne durumda olacağı ile
ilgili bir fikir veremez. Temel ontolojik bir bilgidir ki, tanrı dışında bir
şey kendi varlığının garantörü olamaz. Dolayısıyla evrenin yokken sonradan var
olduğuna dair bir ispat sunmaz. Alemin yoktan var olduğu ile ilgili iman
esasının delili big bang’den daha derin bir metafizik anlamı haizdir. Ayrıca kelâmî
kozmoloji adına yapılan diğer bir hata ise, kelâmdaki “âlem” tanımını fiziğin
kabul ettiği evrene eşitlemektir ki ne bilimsel ne de metafiziksel hesabı
verilemeyecek bir hata olarak görüyorum.
Evrenin başlangıcı ve evrendeki tekillik
(singularity) alanları ile ilgili Hawking-Penrose tartışması malumdur. Meşhur fizikçi
Roger Penrose, big bang teorisinden yola çıkarak Konformal Siklik Kozmoloji
adında bir teori geliştirmiştir. Buna göre içinde yaşadığımız evren Lobachevski
geometrisine uyumlu olarak genişlemekte fakat evrenin içerdiği bazı tekillik
alanları (ki en bilineni kara deliklerdir) bildiğimiz doğa kanunlarının geçerli
olmadığı alanları oluşturur. Konformal Siklik Kozmoloji teorisine göre evrenin genişlemesiyle
evrendeki entropi nihai değerine ulaştığı an evrenin sonu gelir ve evrenin
içerdiği tekillik alanlarından birinden yeni bir big bang meydana gelir. Bu big
bang ile oluşan evren de aynı döngüye uğrar ve bu konformal siklus böylece
devam eder gider. Bilimsel anlamda Penrose’un bu modeli, evrenin sonradan var
olmadığı ve ezelden beri var olduğu görüşünü telkin etmektedir ve big bang teorisi
ile uyumludur. Söylemek istediğim; big bang teorisinden yola çıkarak evrenin
sonradan var olduğunu da söyleyebilirsiniz, ezelden beri bir şekilde var
olduğunu da söyleyebilirsiniz. Bu sizin metafiziksel ön kabulünüzle ilgilidir.
Big bang teorisi yalın haliyle evrenin sonradan var olduğu veya ezelden beri
var olduğu ile ilgili hiçbir şey söylemez. Dolayısıyla big bang teorisi,
metafiziksel anlamda tarafsızdır diyebiliriz.
Üçüncü soruya gelirsek:
Big bang teorisinin gözlemsel arka planı, yıldızların
kırmızıya çalma denenve Doppler etkisi olarak adlandırlan bir fenomene sahip
olmasıdır. Buna göre Hubble teleskopu ile elde edilen verilere göre,
yıldızların kırmızı dalga boylu ışın yaymaları, birbirlerinden uzaklaşmaları
ile açıklanmaktadır. Bu durum, bir ambulansın siren sesinin ambulans
uzaklaştıkça kalınlaşması ile aynı teorik nedene dayanır. Yıldızların düşük
dalga boylu ışık yaymaları, tıpkı ambulans gibi, birbirlerinden
uzaklaştıklarını göstermektedir.
Meselenin devamını Wolfgang Smith’ten okuyalım
(Kadim Kozmoloji İrfanı, s. 170, 1. Baskı, Çev. Ali Sebetci, İnsan Yayınları, Şubat
2020):
"... Oysa son kırk yılda biriken gözlemsel
sonuçların bu varsayımla (big bang varsayımıyla) çeliştiği görülüyor. Büyük patlama teorisyeni için ilk
kötü haber 1963’te şimdi kuasarlar olarak bilinen spektrumları, uzaklaşma
hızları ışık hızına yaklaşacak kadar kırmızıya kaymış olan ekstragalaktik radyo
kaynaklarının keşfiyle geldi. Ancak kısa bir süre sonra bu kuasarların tipik
olarak kırmızıya kayışları normal olan, yani küçük galaksilerle ilgili olduğu
anlaşıldı. Dolayısıyla büyük patlama geometrisine göre milyarlarca ışık yılı
mesafede olması gereken bu yıldızsal nesnelerin yakın komşular olduğu ortaya
çıktı. Bu yüzden kuasarların kırmızıya kayışlarının Doppler etkisi olarak
yorumlanmasından kuşku duyulmaya başlandı. vd.”
Wolfgang Smith ilgili bölümün devamında evrenin
genişlemesi hipotezinin doğru olmadığına işaret eden başka gözlemsel veriler de
sunmakta ve sonuç olarak benimle aynı görüşü savunarak big bang teorisinin evrenin
sonradan var olduğu yönündeki düşünceye delil olamayacağını savunmakta. En
azından astrofiziğin bazı diğer gözlemlerinin big bang teorisi ve evrenin
genişlemesi hipoteziyle uyumlu olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu durumda
insanın aklına şu soru geliyor: gelecekte evrenin genişlediği hipotezi yanlışlanarak
evrenin aslında genişlemediği ve big bang diye bir olayın aslında yaşanmadığını
kabul eden bir bilimsel paradigma görebilir miyiz? Hiç şüpheniz olmasın ki
ihtimal dahilindedir. Dolayısıyla bilimsel bir teorinin üzerine metafiziksel,
hatta kelâmî bir kuram kurgulanacaksa hem ontolojik, hem de metodolojik hataya
düşme riski söz konusudur. Nitekim yukarıda ismini verdiğimiz akademisyenlerin
bu hataya düştüklerini üzülerek gördük. Kelâmî kozmolojinin dayanağı yapılan bilimsel teoriler yeni bir paradigma tarafından yanlışlandığı takdirde kelâmî kozmolojinin de güvenilirliği tehlikeye atılmış olacaktır.
Modern bilimsel gelişmelerin içerdiği en büyük
zorluk, belki de, bu gelişmelerden doğru felsefi anlamlar çıkarabilmektir. Bu
zorluk, hiç şüphesiz göze alınması gereken bir zorluktur.
Son olarak birkaç cümle ile Kant’a değinmek
istiyorum. Kant’ın metafizikle derdi, içeriksel değil metodolojiktir. Metafizik
savlar, bilimin yöntemsel indirgemeciliği ile sınanamayacağı için metafiziğin
duyulara hitap eden bir tarafı yoktur. Dolayısıyla aklın metafizik nesneleri
kurmak için kullanabileceği tek hammadde, kavramlardır. Fakat Kant’ın en temel
iddiasına göre salt kavramlarla (veya saf akılla) bilimsel olarak
sınanamayan nesneler kurulamaz. Bir nesnenin kuruluşu için kavramlardan fazlasına,
yani duyusal deneyimlere gereksinim vardır.
Görüldüğü üzere Kant’ın düşüncesi, metafiziğin
kendisi değil, aklın metafiziğe erişimi bağlamındadır. Kant’ı gerçek anlamda
yanlışlayacak bir kuram kozmolojik gelişmelerden ziyade, Kant’ta nesnelerin
akıl ve duyular tarafından kuruluşuna odaklanmalı ve varsa buradaki bir hatayı
göstererek burayı onarmalıdır. Zannederim, böyle bir kuram “Supramodal
Transandantal Entegrasyon” adı altında, son zamanlardaki yeni nörolojik
paradigmanın ışığında kurgulanmaktadır.2
· 1 https://www.aydin.edu.tr/tr-tr/arastirma/arastirmamerkezleri/tarmer/programlarimiz/kat%C4%B1ldigimiz-programlar/PublishingImages/Pages/Van---Y%C3%BCz%C3%BCnc%C3%BC-Y%C4%B1l-%C3%9Cniversitesi---Uluslararas%C4%B1-Deizm-Sempozyumu/Sempozyum%20Yay%C4%B1n%C4%B1%20-%20Din%20Kar%C5%9F%C4%B1t%C4%B1%20%C3%87a%C4%9Fda%C5%9F%20Ak%C4%B1mlar%20ve%20Deizm%20-%20Van%202017.pdf